1976
yılında İzmir’de gözlerimi açtığım bu hayat yolculuğunda, yolum eğitim
vesilesiyle Konya’ya düştü. O gün bugündür, tam 32 yıldır bu kadim şehrin
havasını soluyor, burada üretiyorum. Meslek hayatımı serbest meslek sahibi
olarak sürdürsem de, ruhumu besleyen o büyük tutkuyla, yani fotoğrafla tanışalı
tam 18 yıl oldu.
Her
şey, ilk çocuğumun dünyaya gelişiyle o mucizevi anları ölümsüzleştirme
isteğimle başladı. Bir babanın evladına bırakacağı en saf miras olan o ilk
kareler, benim için bir hobinin ötesine geçip dünyaya bakış açımı değiştiren
bir aşka dönüştü. O günden beri vizör, benim dünyaya açılan en samimi pencerem
oldu.
Bu
tutkunun peşinde, ışığın ve doğru anın izini sürerek 9 ülke ve 170 şehir
gezdim. Her durakta farklı bir hikâyeye tanıklık ettim; kimi zaman bir sokağın
hüznünü, kimi zaman bir çocuğun gülüşündeki umudu karelerime sığdırdım. Amatör
bir ruhla ama profesyonel bir disiplinle çıktığım bu yolda, karelerimin ulusal
ve uluslararası yarışmalarda ödüllere layık görülmesi, bu sanata olan inancımı
daha da perçinledi.
Bugün
evli ve üç çocuk babası olarak, fotoğrafı sadece bir anı dondurmak değil,
hayatın karmaşası içinde ıskaladığımız o saklı estetiği
gün yüzüne çıkarmak olarak görüyorum. 18 yıldır elimden düşürmediğim makinemle,
bazen Konya’nın mistik bir köşesinde bazen de dünyanın uzak bir coğrafyasında,
hayatı tüm çıplaklığı ve güzelliğiyle kaydetmeye devam ediyorum. Benim için
fotoğraf; baktığım değil, hissettiğim her şeydir.