MALEZYA

Bir ülkeye gittiğim zaman mümkünse o ülkeden başka ülkeye geçmeyi seviyorum. Hele birde gittiğim ülke uçakla bile 10 saat uzaklıktaysa, bunu daha sık yapıyorum. Oralara kadar gitmişken neden gittiğim ülkenin komşu ülkelerine de gitmeyeyim ki?

Bunu en sık yapabildiğim ülke Tayland. Ne zaman Tayland’a gitsem, mutlaka buradan başka bir ülkeye geçiyorum. Şimdiye Kadar Tayland’dan Myanmar,Laos,Kamboçya ve son olarakta  Malezya ya geçtim.

Tayland’ın başkenti Bangkok’tan Malezya’nın başkenti uçakla 1.5 saat sürüyor ve biletler çok ucuz. İki ülkede Türk vatandaşlarından vize istemiyor.

Uçağımız piste teker koyduğu esnada bir an önce otelime yerleşip, hiç vakit kaybetmeden başkent Kuala Lumpur da ilk görmek istediğim Petronas kulelerine gitmenin planını yapıyordum.

Malezya 32 Milyonluk bir ülke, nüfusunun %61 Müslüman, %19 Budist, % 9 Hıristiyan,% 6 Hindu dinine mensup. Başkenti ve nüfusun en yoğun olduğu şehri  Kuala Lumpur.

Uçak bileti ile birlikte otel rezervasyonunu da yaptırdığım için nerede kalacağım telaşına girmiyorum. Hava alanından şehir merkezine inebilmeniz için otobüs, metro taksi gibi seçenekleriniz var. Taksilerin çok pahalı olmadığını öğrenince taksiyi tercih ediyorum. Malezya para birimi Ringit Şuan 1 Ringit 2 Tl yapıyor.

Otelime geldiğimde hoş bir sürpriz ile karşılaşıyorum. Meğerse bu otel aynı zamanda bir sanat galerisiymiş. Ayda bir değişen sergilerle, hem otel lobisi, hem de otelin koridorları ve odaları yeni sanatçı eserleriyle değişiyormuş. Odama bile yerleşmeden heyecanla lobide dolaşmaya başlıyorum. Odama çıkmak için asansörü değil merdivenleri kullanıyorum. Her yerde tablolar ve heykeller. Odamda aynı. Duvarda resimler, etrafta vazolar vs. Bir duş alıp Petronas ikiz kulelerine gitmek üzere gitmek üzere otelden ayrılıyorum.

Petronas ikiz kuleleri şehrin her yerinden görülüyor. Otel kapısından çıkınca hemen karşımdalar. Yürüyerek beş dakika sürmez diye düşünüp yürümeye başlıyorum ama nafile yarım saat geçmesine rağmen kulelere ulaşamıyorum. Sorduğum kişiler en az 1 saat daha yürümem gerektiğini söylüyorlar. Meğerse bu tür yüksek binalar insanda ilizyon oluşturuyormuş. Çok yüksek oldukları için çok akın görünüyorlarmış. Vakit kaybetmeden bir otobüse binip 10 dakikada ulaşıyorum kulelere. Ulaşıyorum ama akşam saatleri olduğu için kule ziyaretçilere kapalı. Yarın tekrar geleceğim artık.

Hava karardıktan sonra Kuala Lumpur caddelerini adımlıyorum. Gökdelenler arasında geniş caddeler, caddelerde dünyaca ünlü markaların mağazaları var. Dev LED reklam panolarından etraf ışıl ışıl. Bir süre etrafıma bakınarak ilerliyorum. Ama bir sokak çalgısının önünde durup bir süre onu dinledikten sonra, sarkıcının söylediği şarkıyı mırıldanarak otelime dönüyorum.

Tahmin edeceğiniz gibi ertesi gün erkenden ilk iş olarak Petronas kulelerine gidiyorum. Kule görevlileri biletlerin sadece internet üzerinden satıldığını ve önümüzdeki 2 haftanın dolu olduğunu belirtiyorlar. Dergiyi gösteriyorum, zamanımın olmadığını söylüyorum öğleden sonrası için bana bir randevu ayarlıyorlar. Sevinerek oradan ayrılıyorum. Zamanımı geçirmek üzere Çin mahallesine gidiyorum. Bugün bir çok ülkede Çin mahalleleri bulunuyor. KualaLumpur Çin mahallesine girdikten 5 dakika sonra kendimi Çin deymişim gibi hissediyorum. Çin restoranları,Çin mallari,Çinliler vs. Burada biraz zaman geçirdikten sonra Cuma namazını kılmak üzere Kuala Lumpur un en büyük camisine Negara ya gidiyorum. Cami çok dolu olduğu için bahçede yağmur altında cuma namazımı kılıyorum.

Namazdan sonra nihayet Petronas kulelerindeyim. Kuleye 17 Kişilik guruplar halinde çıkılıyor. Ben mavi gruptayım. Asansör önünde Hologram bir bayan bize kule ve kurallar hakkında bilgi veriyor. Sonrasında saniyede bilmem kaç metre hızla ilerleyen asansöre binip, kulanin üst katlarına doğru ilerliyoruz.

Bina aslında Petronas petrol şirketinin yönetim binası. Şirket binanın belli katlarının gezilmesine izin veriyor. Yaklaşık 40 dolar gibi bir bedel ödeyerek Kuala Lumpur şehrini kuş bakısı görebiliyorsunuz. Kuleyi günlük 1700 kişi gezebiliyor.

 Asansörle 42 katta iki kuleyi bir birine bağlayan köprünün bulunduğu yere geliyoruz. Köprüden şehri seyredip tekrar asansöre binip seyir kanına çıkıyoruz. Buradan manzara süper. Doya doya şehri seyrediyorum, fotoğraflar çekiyorum. Hediyelik eşyaların satıldığı kattan birkaç hediyelik eşya alıp, kendime ve birkaç dosta kart postal gönderiyorum.

Binanın dışında satıcılar etrafımı sarıp, cep telefonları için binayı komple fotoğraflaya bileceğiniz mercekler satıyorlar. Bir tane alıp bu gördüğünüz güzel kareleri çekiyorum.

Bir diğer gün Kuala Lumpur şehrine 20 Km uzaklıktaki Batu Mağarasına gitmek için yola çıkıyorum. Şehrin metro ağını çözdüm. Otelimden metro durağına ulaştım yeşil hatta 4 durak sonra inip mavi hatta geçtim, yaklaşık yarım saat sonra Batu Mağaralarındaydım.

Burası dünyanın en büyük Hindu mağara tapınağı. Kiraç taşından oluşan bu mağara dizileri Hindular için kutsaldır ve bu tapınak Lord Muruga ya adanmıştır. Tabi bunlar beni çok ilgilendirmiyor. Mağara yapısı ve manzarası harika.

Mağaraya uzun ve dik merdivenden ilerleyerek ulaşabiliyorsunuz. Merdivende ilerledikçe arkama dönüp bakıyorum. Manzara süper. Merdivenin ortalarında maymunlar etrafınızı sarıyor. Elinizde ne varsa almaya çalışıyorlar. Bunu fırsat bilen bazı satıcılar maymunlara verebileceğiniz yiyecekler satıyorlar. Biraz maymunlarla vakit geçirip, 400 yıllık dev mağaraya doğru merdivenlerden çıkıyorum.

Yerden yaklaşık 100 metre yüksekte bulunan mağara kapısından içeri giriyorum. Etraf Hindu dini tanrı heykelleriyle ve onlara yiyecek sunan ve tütsü yakanlarla dolu. Mağara serin, mistik bir hava eşliğinde mağarayı gezip, aynı merdivenlerden inerek listemde ki ikinci yerin üzerine bir çizgi atıyorum.

Kuala Lumpur ilginç bir şehir. Yeni şehir merkezi yüksek gökdelenler AVM ler ve lüks mağazalar ile dolu. Eski şehir merkezinde yolda lağım fareleri ile yürüyorsunuz.

Bu yazıda ne gezdiğim yererin tamamını, ne yaşadıklarımı nede ne yeyip içiriğimi anlata bilirim. Bir yazıya bir anım bile yetmez ama kısaca böyle özetledim. Yemek demişken genelde ızgara balık ve otelimin köşesinde b ulunan Lübnan lokantasından yedim.

 

Tayland’a dönünce ülkeme dönmüş gibi oldum. Genelde öyle oluyor. Ülkenizden bir ülkeye gidip, oradan başka bir ülkeye gidince ve tekrar o ülkeye dönünce eve dönmüş gibi oluyor. Oradan kendi ülkenize dönmenin duygusu bambaşka tabi. Biraz karışık oldu sanki. Rüya içinde rüya gibi düşünün rüyada uyanıyorsunuz ve rüyadan uyanıyorsunuz onun gibi bir şey. Sanırım yazıyı bitirmemin zamanı gelmiş. Okuduğunuz için teşekkürler

 

 

 

 

 

Yazı ve Fotoğraf
Ali Sami PALAZ