KONYANIN GİZLİ KALAN TARİHİNDEN BİR PARÇA AKMANASTIR, DEYR-İ EFLATUN (EFLATUN MANASTIRI)

 KONYANIN GİZLİ KALAN VE AZ BİLİNEN BİR HAZİNESİ; AKMANASTIR

Konya turizm açısından öyle zengin bir tarihe, derin bir kültürel yapıya ve fiziki alanlara sahip ki saymakla bitmiyor. Dünyada eşine ender rastlanan maddi ve manevi değerleri var. Eşsiz eserleri, doğal güzellikleri var.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’den Muhyiddin Arabi’ye, Sadreddin Konevi’den, Şemsi Tebrizi’ye  evrensel değerlere sahip alimleri, bilgin, mutasavvıf, filozofları var. İnsanlık tarihi açısından büyük önem taşıyan Çatalhöyük Neolitik Kenti var. Eşrefoğlu Cami, Tuz Gölü, Kervansarayları, İvriz Kültürel Peyzajı, Eflatunpınar Hitit Su Anıtı, Anadolu Selçuklu Medreseleri, Mevlevi Sema Törenleri gibi UNESCO dünya mirası listesine girmiş birçok değeri var. 100’e yakın Coğrafi işaretli, tescilli ürünü, sağlık turizminde ciddi bir altyapısı var.

Yani Konya’da nereye baksanız önemli bir tarihi değer var. Bu tarihi değerlerden birisi de varlığı pek bilinmeyen Akmanastır’dır. Akmanastır Konya’yı ziyaret etmiş seyyahların dikkatini çeken ve birçok kaynakta ismi geçen tarihi ve kültürel bir değerdir. Buradaki mezarlar, Kaya kilisesi olması, Antakya ve Kapakadokya’da ki kilise yapıları ile benzerlik göstermesi bu Manastır’ı farklı kılmaktadır.

Bizans Dönemi eseri olan ve Türk-İslam dönemlerini kapsayan çok katmanlı bir tarihsel miras olan ve AKMANASTIR olarak bilinen AZİZ KHARİTON MANASTIRI, Türk-İslâm tasavvuf tarihinde DEYR-İ EFLÂTUN (PLATON/EFLATUN MANASTIRI) olarak ta anılmıştır.

Dini ve sosyal anlamda 1923-24 yıllarına kadar faal olan Ak Manastır Konya’nın Selçuklu İlçesi’nde Takkeli Dağ’ın eteğinde, daha önceleri askeri bölge içerisine olduğu için ziyarete kapalıydı. Bu bölge 1927 yılında TSK’ya tahsisi edilmiş ve askeri bölge içerisinde kalmıştı. Ancak yakın zamanda askeri birliğin taşınması ile birlikte Büyükşehir Belediyesi’ne devredilen pek bilinmeyen bu kültür hazinesinin turizme kazandırılması için restorasyon ve akabinde ziyarete açılış süreci başlamıştır.

Ak Manastır’ın aslen Konyalı olup, III yüzyılın ikinci yarısı ile IV. yüzyıllarda yaşamış olan Aziz Khariton tarafından kurulduğu ve ölünce buraya gömüldüğü bildiriliyor tarihi kaynaklarda.

Akmanastır ile ilgili İ. Hakkı Konyalı Anadolu Selçukluları Konya ve havalisini işgal ettikleri zaman buranın bir Hristiyan mâbedi olduğunu ve Hristiyanlık âleminde yayılmış bir şöhreti olduğunu belirterek şu bilgileri vermektedir; ‘‘Burada iki mâbed bulunuyordu. Birisi Manastır diğeri de Mescid'dir. Bu yerler asırlar boyunca Hristiyanlarla Müslümanların müşterek bir ibadetgahı haline gelmiştir. Manastır bir Hıristiyan mâbedidir. Kazma ile oyulmuş bir el emeği mahsulüdür. Mabedin kapısı ve üç penceresi cenuba açılır. Sol taraf dağdır. Mabed; yanlarında tonoz kubbeli birer dehlizi bulunan dört; dörder köşeli büyük sütun üzerinde yükselen bir ana kubbe şeklinde oyulmuştur. Doğu tarafındaki mihrabı ve vaftis yeri yarım kubbe halindedir. Mihrabın sağında ve solunda önleri açık küçük hücreler görülür. Son sütuna Yunanca bir kitabe hâkkedilmiştir. Kazma işleri mâbede çekici bir durum sağlamıştır. Manastırda kazıldığı tarihi gösteren bir kitabe yoktur. Mabedin önünde kırık pehle taşında yunanca bir kitabe parçası vardır. Bu taşın buradan KONYA Müzesi’ne nakledilen Emir Aslan'ın Selçuk tarzındaki mezar taşının kaidesi olduğunu tahmin ediyoruz. Mâbedin sağında ve solunda pencereli, raflı tek ve iki katlı oyma taş hücreler vardır. Bunlardan altısı sağlamdır. Yedisinin ön kısımları çökmüş ve yıkılmıştır. Mâbedin kıble tarafında aynı şekilde dağa oyulmuş bir küçük kilise daha vardır. Mâbedin önünde ve alçakta kısmen dağa oyulmuş kısmen taşla yapılmış üçüncü bir mâbed de hâlâ ayaktadır.’ (Konyalı 1997: 1087)

Hakkında birçok hikâye ve efsaneden bahsedilen ve uzun yıllardan beri askerî alan içerisinde yer aldığı için pek fazla kişi tarafından bilinmeyen Akmanastır’ın Rumca kitâbesine göre Spilaiotissa, yani Mağara Meryemi’ne ithaf edilmiş ve kayalara oyulmuş büyük bir kilise, altı veya yedi şapel, keşiş hücreleri ve toprak seviyesinin altında Aziz Khariton’un bir mucize eseri ortaya çıkardığı bir kutsal kuyu, ayazma (kutsal su kaynağı), çeşitli mekânlar ile bir podyum bulunmaktadır. Manastır’ın XX. yüzyıl başlarında harap bir halde olduğu ve her yıl 28 Eylül’de kutlanan Khariton Yortusu’nda Ortodokslar tarafından ziyaret edildiği çeşitli seyyahlar tarafından anlatılmaktadır (Mimiroğlu, 2010: 86-87).

Bölgede en önemli dini merkez olan manastırın iki kitabesinden anlaşıldığı kadarı ile 1067 ve 1289 yıllarında onarım geçirmiştir. İkinci onarım, Sultan Mesut dönemindedir. Ana kilisenin IX. veya X. yüzyıllara tarihlendirilmesi, manastırın zaman içerisinde geliştiğini göstermektedir (Mimiroğlu, 2010: 86).

Tarihi süreçte Hristiyan alemi, İslam alemi ve özellikle Mevlevilik için önem arz eden bu Manastır 1998 yılında "Korunması Gerekli Kültür Varlığı" olarak tescil edilmiştir (AA. Erişim Tarihi: 09.12.2025).

 

SEYAHATNAMELERDE AKMANASTIR

Bu Manastır Konya’ya gelen seyyahlarında dikkatini çekmiştir. Akmanastır sırası ile IV. Kyrillos (XIX. yy.), W. M. Ramsay ile G. Bell (1905), F. W. Hasluck (1911) ile S. Eyice (1964) tarafından incelenmiş, N. S Rizos, J. R. S. Streett’de birer kitap yayınlamıştır.

Sille bölgesini ilk anlatan Carsten Niebuhr'dur. 1766 yılında yapılan ziyaretin anlatıldığı ‘‘Reisebechreibung nach Arabien und Andenı Um- liegenden Landern’’ adlı yayında Niebuhr, çok kısa bir şekilde Akmanastır'dan bahseder. Alman seyyah Niebuhr, Aralık 1766’da yaptığı ziyarette manastırı şöyle tasvir eder: “Konya yakınında bir dağda hâlâ meskûn ve kilisesi ile muhtelif hücreleri kayadan oyulmuş bir Rum manastırına rastlanır.” (Eyice 1966: 135).

Hristiyan devri arkeolojisi bakımından Anadolu’yu en iyi tanıyan arkeologlardan biri olan William Mitchell Ramsay, Akmanastır hakkında bilgi verirken manastıra Müslümanlarca da önem verildiğini, kompleksin içinde küçük bir de cami bulunduğunu bildirir: “Bu manastır, şehrin beş mil kadar kuzeybatısında ve St. Philip (Takkeli Dağ) dağının hemen dibinde, kayalık dar bir vadi içindedir. St. Chariton Manastırı vadinin kuzey tarafındaki dik bir uçurumun altında olup, Müslümanlarca da kutsal sayılmaktadır. Ortasında bir mescit bulunmaktadır.’’ demektedir. Ramsay, bu camiye Mevlevi dervişlerinin başı olan Çelebi Efendi’nin her yıl zeytinyağı vakfettiğini yazmıştır. Müslümanların bu manastıra saygı duyduğunu yazan Prof. Dr. Semavi Eyice, bu saygının çelebilerden Celalettin Efendi’nin oğlunun manastır civarındaki uçurumdan düşerken Aziz Khariton tarafından kurtarılmasına bağlamaktadır (Eyice 1966: 136).

Bölge ile ilgili ikinci seyahatname, İstanbul patriği olan Kyrillos'a aittir. 1815 yılında İstanbul'da Yunanca olarak basılan yayında Niebuhr gibi, sadece Akmanastır (Hagios Khariton) dan bahsedilerek, kısa bir tanımlama yapılmıştır. Bir diğer seyahatname A.M. Lebides'in 1899 tarihli ‘‘Ai en monolitois Monai Kappadokies Kai Lukanias’’ adlı Yunanca yayınıdır. Lebides, Sille'de bulunan Kriakon Kilisesi ile Aziz Haritanos (Akmanastır) Manastırı'ndan ve Aya Elena Kilisesi'nden bahsederek, Akmanastır'da bulunan kitabeleri verir. 1900’lü yılların başında bölgeye gelen G.L.Bell ise, 1906 yılında yayınlanan "Notes on a Joumey Through Lycaonia and Cilicia Fourth Ar- ticle" adlı makalesinde uzun bir şekilde Aya Elena'dan ve Kriakon'dan bahsederek, ayrıntılı bilgi verir. Bölgeyi 1967 yılında Mikroasiatika Khronika adlı dergide Demetrokalles anlatmıştır. Demetrokalles Sille'ye verilen çeşitli isimler ile Aya Elena ve Kriakon kilisesinden kısaca söz etmektedir.

Kapadokya'ya dair bir kitap yazmış olan N. S Rizos ve yine Ak Manastır'dan bahseden J. R. S. Streett de bu konu ile meşgul olmuş ve birer kitap yayınlamışlardır. Rizos ve Street, bu Manastır’ın Türkler tarafından da saygı gördüğünü bildirmişlerdir (Doğan, 2007).

Yine Belke ve Restle'nin Tabula Imperii Byzantini adlı seri yayının, 4. cildi olan "Galatien and Lykaonien" adlı yayında Sille ve Akmanastır’dan bahsetmektedir (Danık, 1997:177-192).

 

SULTAN I. ALAEDDİN'İN KAYINPEDERİ VE BİZANS İMPARATORLUĞU’NUN SOYUNDAN GELENLER AKMANASTIR’DAKİ MEZARLIKTA MI?

Akmanastır’ı ziyaret eden seyyahların anlatımlarında ve bazı tarihi kaynaklarda burada bir mezarlık bulunduğu ve bu mezarlıkta sanduka biçiminde mezarlar, bunlara ait kitabeler olduğundan, Bizans İmparatorluğu soyundan kimselerin ve hatta Sultan I. Alaeddin'in kayınpederinin mezarlarının burada olduğundan bahsedilmekte, bazı araştırmacılarda bu konuda farklı görüşler ileri sürmektedir.

İ. Hakkı Konyalı, bu Manastır’da zaman zaman yapılan kazılardan Manastır’ın güney tarafındaki tepenin Hristiyan Mezarlığı olduğunun anlaşıldığını, avluda ise sandukalar bulunduğunu ifade etmekte ve ‘‘Sultan 1. Alaeddin'in Kayınpederi’ Eski Kalanoros (Alanya) (Aláiye Beyi) Tekfuru Hıristiyan Kirvard (Kyr Vard) (Eger Müslüman Olmadıysa) bu manastırda gömülü olması tahmin edilebilir.’’ şeklinde bir ifadede bulunmaktadır. Konyalı ayrıca, ‘‘Bu Manastır’ın içine Selçuk devletinde hizmet alan emirlerin de gömüldükleri bazı mezar taşı kitabelerinden anlaşılmaktadır.’’ demektedir.

Konyalı; ‘‘Sultan Alaeddin Alaıye'vi alırken Kirvard kalenin anahtarı ile beraber kızını da hükümdara şenliği ile beraber düğün de yapılmıştı. Sonra Mahperi-Hand hatun adını alan bu kadın Kayseri'deki türbesinde gömülüdür. Kalenin beyi Kirvard da Konya Akşehri'nde oturmaya memur edilmişti. Akşehir adlı kitabımı yazarken bunun mezarını, türbesini aradım, bulamadım. Tarihi kaynaklarda da bir işaret yoktur. Konya'da kendi adını taşıyan bir köy bulunduğuna göre kızı Mahperi Hatun'un ve torunu Keyhüsrev'in şefaatları ile sürgün hayatından af edilerek başkentte yerleşmiş ve bazı vakıflar tesis etmiş olması da muhtemeldir.’’ demektedir (Konyalı,1997: 1087-1089). 

Daha önce Manastır’ın avlusunda bulunan ve Selçuklu sandukaları biçiminde olan bir mezarın üstündeki kitâbede, burasının, 1297’de ölen Bizans imparatorları soyundan Ioannes Komnenos Mavrozomes’in torunu ve Ioannes Komnenos’un oğluna ait bir mezar olduğu yazılıdır. Bazı araştırmacılar (Hasluck) ölünün adını Mikhael Emîr Arslanes olarak okumuşlar, bazıları (Wittek) ise Mikhael Amiras Olanes şeklinde açıklamışlardır. Bu sonuncu çözümü daha sonra değiştiren Wittek, Amiras Olanes (Emîr oğlanı veya oğlu) şeklindeki açıklamanın doğru olmayıp bunu “Emîr’in arslan oğlu” şeklinde anlamanın daha doğru olacağını ileri sürmüştür. Şimdi Konya Müzesi’nde bulunan bu mezar taşının, Bizans imparator soyundan olduğu halde Selçuklu hizmetine giren ve hayatının sonunda Akmanastır’a keşiş olarak çekilen Emîr Ioannes Komnenos’un yine Hristiyan olarak ölen oğluna ait olduğu kesindir (Eyice 1989: TDV, İslam Ansiklopedisi 281-282).

İbn Bîbî’nin Selçuklular tarihinde, Sultan Alâeddin Keykubad’a (1219-1237) karşı bir komployu haber verdiği için kendisine beylerbeylik verilen ve hükümdarın sadık bendelerinden olan bir Emîr Komnenos’tan bahsedilir. Akmanastır’a 1297’de defnedilen Mikhael, Sultan Gıyâseddin Keyhusrev’in (1192-1196) Bizans’a sığındığı sırada yanında misafir olup kızıyla evlendiği ve sonra beraberinde Konya’ya getirdiği kayınbabası Mavrozomes’in ailesine mensup bir kişidir. Yani bu mezar meşhur Mavrozomes veya Komnenos’a ait değil, sadece onların Hristiyan olarak ölmüş bir torunlarına aittir (Eyice 1989: TDV, İslam Ansiklopedisi 281-282).

Önce Sille’ye sonrada Konya Müzesi’ne taşınan bir başka mezar taşı, 1301’de ölen Nikollaos oğlu Abraam’a ait mezar taşlarına bakıldığında Akmanastır’ın Selçuklu devrinde büyük bir Hıristiyanlık merkezi olduğu ve hatta Türkler’in hizmetine girmiş, ancak dinlerini muhafaza etmiş Bizanslılar’ın burada gömüldükleri anlaşılmaktadır (Eyice 1989: TDV, İslam Ansiklopedisi 281-282).

 

EFSANEYE GÖRE YARDAN (UÇURUMDAN) DÜŞEN HZ. MEVLÂNA’NIN OĞLU AZİZ KHARİTON TARAFINDAN KURTARILMIŞTIR

Bu manastır Müslüman halk tarafından da önemli olduğu kaynaklarda bildirilmektedir. Anlatılanlara ya da efsaneye göre bu manastırın bulunduğu tepedeki uçurumdan düşen Hz. Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled, Aziz Khariton olduğuna inanılan bir kişi tarafından mucizevî bir şekilde kurtarılmıştır. Bu kerametten dolayı Manastırda bir mescit yapılmış, her yıl Mevlevi dervişlerinin başı olan çelebi efendi tarafından burası ziyaret edilmiş ve bir gece ibadetle geçirilmiştir. Ayrıca Çelebi Efendi, her yıl buraya zeytinyağı vakfetmiş, manastır kandillerinin zeytinyağı ihtiyacını karşılamaya başlamıştır.

F. Hasluk ‘Bektaşilik Tetkikleri’ adlı kitabında bu manastır hakkında şunları yazar: Manastıra memur Hristiyanlar bunun mevcudiyetini şöyle bir menkıbe ile izah ederler: ‘‘Celâleddin'in oğlu manastırın üst yanındaki yardan düşmüş ve esrar engiz bir pir tarafından tehlikeden kurtarılmıştır ki bu zat sonra kilisedeki tasvir sayesinde AYON HARITON olmak üzere teşhis edilmiştir. Bu keramet el'an Celâleddin'in halifeleri tarafından Mevlevi tarikatinin reisi daima müessisin sülalesindendir. Her sene bir miktar kandil yağı hediye getirilmek sureti ile tezekkür edilmekte ve bundan maada Çelebi tarafından sanede bir gece bu mescidde ibâdet edilmektedir.’’ (Konyalı 1997:1085).

 

AKMANASTIR’IN TÜRK TASAVVUFUNDAKİ ÖZEL YERİ VE HZ. MEVLÂNÂ’NIN SIKLIKLA ZİYARET ETMESİ

Kaynaklarda Akmanastır’da da bir ayazma olduğu, ancak günümüze kadar ulaşmadığından bahsedilmektedir. Ayazma, şifalı olduğuna inanılıp kutsallık atfedilmiş su kaynağı ve üzerine inşa edilen kaynak, pınar ya da kuyunun olduğu yapıdır. Özellikle Anadolu'daki Ortodoks Rumlar, çeşitli yerlerdeki su kaynaklarına bir aziz veya azizenin adını vermişlerdir ve bu suların, onun manevi gücü sayesinde insanlara şifa sağladıklarına inanılmıştır. İ Hakkı Konyalı Manastır’a çıkarken vadinin solunda oyulmuş bir ayazmanın olduğunu, sekiz -on taş basamaklı merdivenle inilen bu yerin muhtelif yerlerinden sızan ve damlayan suyun ortadaki çukura toplandığını, suyun bol olduğu zamanlarda buranın bir sarnıç halini aldığını ve ayazmanın üst kısmına kısmen tabii taşa oyulmuş, kısmen harçlı taşla yapılmış tırnaklara ahşap bir kısım oturtulduğunu, buradaki bir ağızdan su çekildiğini belirterek, buranın yıkıldığını belirtmektedir (Konyalı,1997: 1087). Bazı kaynaklar Mevlânâ’nın bu ayazmada itikâfa çekildiğini bildirmektedir.

Akmanastır’ın Türk Tasavvufundaki Özel Yeri

Bu manastırın Türk tasavvuf tarihinde de ayrı bir yeri vardır. İ. Hakkı Konyalı, ‘‘Mevlâna Celâleddin-i Rumi Hazretleri yedi gün buradaka Ayazma’da itikafa çekilmişlerdi.’’ demektedir. Ahmed Eflâkî’nin Menâḳıbü’l-ʿârifîn’inde anlatıldığına göre; "Deyr-i Eflatun Manastırı (Eflatun Manastırı)’nın baş papazı, bütün papaz ileri gelenlerinden yaşlı ve engin bilgili bir adamdı. İstanbul, Frenk Sis, Canik daha başka vilayetlerden kendi dinlerinin ilimlerini öğrenmek için ona gelir, ondan din ahkamını öğrenirlerdi. İşte bu başpapaz hikaye etti ki; ‘‘Mevlânâ bir gün bir dağın eteğinde bulunan bu Deyr-i Eflatun'a gelmişti. Soğuk su çıkan mağaranın dibine kadar gitti. Ben de mağaranın dışında durmuş ne olacak diye bakıyordum. Mevlânâ yedi gün, yedi gece o soğuk su içinde oturdu. Ondan sonra kendisinden geçmiş bir halde dışarı çıkıp yola koyuldu. Gerçekten onun mübarek vücudunda hiçbir değişiklik olmamıştı." (Konyalı,1997: 1089).

Yine Eflâkî’ye göre, Mevlânâ’nın torunu Ulu Ârif Çelebi de arkadaşları ile Akmanastır’a gelir, çok bilgili ihtiyar başrahip ile sohbet edermiş. Bir gün başrahip onlara Mevlânâ’nın kerametlerini anlatarak “... Onun candan bir kulu olduğunu ...” söylemiş ve İslâm dininin yüceliğini gösteren bir menkıbesini anlatmıştı. Mevlânâ’nın içinde itikâfa çekildiği bu ayazma Selçuklu devrinde Müslümanlar tarafından ziyaret yeri haline geldiğinden, manastırda bir de mescid yapılmış ve buraya vakıflar bağışlanmıştı.

Manastır, Kurtuluş Savaşı’na kadar Rumlar tarafından yaşatılmış, 1923’te boşaltıldıktan sonra hızla harap olmuş, önündeki ek binaları yıkılıp ortadan kaldırılmış, sadece kaya içine oyulmuş kilisesi, bir şapeli ve bazı hücreleriyle içinde su bulunan kuyu kalmıştır (Eyice 1989: TDV, İslam Ansiklopedisi 281-282).

Bu bilgiler ışığında kuruluş döneminde bölgenin Bizans egemenliği altında olduğu dikkate alındığında Ak Manastır’ın Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi bağlamında önemli bir manastır merkezi olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak şunu ifade etmek gerekir ki; birçok batılı seyyah tarafından tanınan batı dünyasındaki adı Hagios Khariton Manastırı adıyla anılan Akmanastır, Aya Elenia Kilisesi gibi gerekli düzenlemelerin yapılarak ziyarete açılması özellikle inanç turizmine, ülke ve Konya turizmine büyük katkılar sağlayacaktır.

 

KAYNAKLAR:

BEĒS, N. Athanasiou. (1922) .Die Inschriftenaufzeichnung des Kodex Sinaiticus und die Maria-Spiläotissa-Klosterkirche bei Sille, Berlin

 

DANİK, Ertuğrul (1997). Konya, Sille’deki Aya Elena Kilisesi, Türk Etnografya Dergisi, sayı: 20, s. 177-192

 

DOĞAN .M. SABRİ (2007). https://konyamiz.blogspot.com/2007/07/sillenin-efsanelere-konu-olan-eflatun.html (Erişim Tarihi: 20.12.2025).

 

Eflâkî, Ahmed (1964) Menâkıbü’l-ârifîn, Âriflerin Menkıbeleri (nşr. Tahsin Yazıcı), 1976, Ankara. I, 294, 551. a.mlf., Âriflerin Menkıbeleri (trc. Tahsin Yazıcı), İstanbul s. 284, 533.

 

EYİCE, Semavi., (1966). "Konya ile Sille Arasında Ak Manastır, Menakıb Al-Arifindeki Deyr-i Eflatun", Şarkiyat Mecmuası, S. 6, , s. 135-160.

 

EYİCE, Semavi (1967). “Akmanastır (S. Chariton) in der Nähe von Konya”, Polychordia-Festschrift Franz Dölger, Amsterdam II, 162-183.

 

EYİCE, Semavi (1989). Ak Manastır. TDV, İslam Ansiklopedisi (1989) Cilt:2: s.281-282. İstanbul (Erişim Tarihi: 08.12.2025)

 

HACIGÖKMEN,Mehmet Ali  (2017), Manuel Mavrozomes ve Türkiye Selçuklu Devletine Hizmeti  Tarihin Peşinde  Uluslararası Tarih Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi‐  Sayı: 18 Sayfa: 249‐265 

KONYALI, İbrahim Hakkı (1997). Konya Tarihi, Konya Büyükşehir Belediyesi Yayınları, s:1083-1090. Burak Matbaası, Ankara

 

MİMİROĞLU, İlker Mete (2010) Ak Manastır. Konya Ansiklopedisi Cilt-1 Seri: A. 86-87 Konya Büyükşehir Bld. Yay. Erman Ofset. Konya.

 

 

WEB KAYNAKLARI

https://www.aa.com.tr/tr/kultur/konyanin-kisla-icinde-gizli-kalmis-tarihi-mekani-akmanastir-aa-ekibince-goruntulendi/3407130

https://www.konyapedia.com/makale/280/ak-manastir  (AA. Erişim Tarihi: 09.12.2025).

https://www.pusulahaber.com.tr/ak-manastir-1810706h.htm

https://islamansiklopedisi.org.tr/akmanastir    https://web.archive.org/web/20230130110815/https://www.historystudies.net/dergi/tar201512ce463.pdf https://www.google.com/search?sca_esv=ad5d78fe25a26ce1&q=Ayazma+Ne+Demek+TDK&sa=X&ved=2ahUKEwjWosab7e-QAxWzS_EDHb5CAl4Q1QJ6BAhcEAE&biw=1536&bih=703&dpr=1.25

 

 

Yazı Ve Fotoğraf
Mustafa AKGÖL / Gazeteci - Yazar