KONYANIN GİZLİ KALAN
VE AZ BİLİNEN BİR HAZİNESİ; AKMANASTIR
Konya turizm açısından
öyle zengin bir tarihe, derin bir kültürel yapıya ve fiziki alanlara sahip ki
saymakla bitmiyor. Dünyada eşine ender rastlanan maddi ve manevi değerleri var.
Eşsiz eserleri, doğal güzellikleri var.
Mevlânâ Celâleddîn-i
Rûmî’den Muhyiddin Arabi’ye, Sadreddin Konevi’den, Şemsi Tebrizi’ye evrensel değerlere sahip alimleri, bilgin,
mutasavvıf, filozofları var. İnsanlık tarihi açısından büyük önem taşıyan Çatalhöyük Neolitik Kenti var. Eşrefoğlu Cami, Tuz
Gölü, Kervansarayları, İvriz Kültürel Peyzajı, Eflatunpınar Hitit Su Anıtı,
Anadolu Selçuklu Medreseleri, Mevlevi Sema Törenleri gibi UNESCO dünya mirası
listesine girmiş birçok değeri var. 100’e yakın Coğrafi işaretli, tescilli
ürünü, sağlık turizminde ciddi bir altyapısı var.
Yani Konya’da nereye
baksanız önemli bir tarihi değer var. Bu tarihi değerlerden birisi de varlığı
pek bilinmeyen Akmanastır’dır. Akmanastır Konya’yı ziyaret etmiş
seyyahların dikkatini çeken ve birçok kaynakta ismi geçen tarihi ve kültürel
bir değerdir. Buradaki mezarlar, Kaya kilisesi olması, Antakya ve Kapakadokya’da
ki kilise yapıları ile benzerlik göstermesi bu Manastır’ı farklı kılmaktadır.
Bizans
Dönemi eseri olan ve Türk-İslam dönemlerini kapsayan çok katmanlı bir tarihsel
miras olan ve AKMANASTIR olarak bilinen AZİZ KHARİTON MANASTIRI, Türk-İslâm
tasavvuf tarihinde DEYR-İ EFLÂTUN (PLATON/EFLATUN MANASTIRI) olarak ta
anılmıştır.
Dini ve sosyal anlamda 1923-24
yıllarına kadar faal olan Ak Manastır Konya’nın Selçuklu İlçesi’nde Takkeli
Dağ’ın eteğinde, daha önceleri askeri bölge içerisine olduğu için ziyarete
kapalıydı. Bu bölge 1927 yılında TSK’ya tahsisi edilmiş ve askeri bölge içerisinde
kalmıştı. Ancak yakın zamanda askeri birliğin taşınması ile birlikte Büyükşehir
Belediyesi’ne devredilen pek bilinmeyen bu kültür hazinesinin turizme
kazandırılması için restorasyon ve akabinde ziyarete açılış süreci başlamıştır.
Ak
Manastır’ın aslen Konyalı olup, III yüzyılın ikinci yarısı ile IV. yüzyıllarda
yaşamış olan Aziz Khariton tarafından kurulduğu ve ölünce buraya gömüldüğü
bildiriliyor tarihi kaynaklarda.
Akmanastır
ile ilgili İ. Hakkı Konyalı Anadolu Selçukluları Konya ve havalisini işgal
ettikleri zaman buranın bir Hristiyan mâbedi olduğunu ve Hristiyanlık âleminde
yayılmış bir şöhreti olduğunu belirterek şu bilgileri vermektedir; ‘‘Burada
iki mâbed bulunuyordu. Birisi Manastır diğeri de Mescid'dir. Bu yerler asırlar
boyunca Hristiyanlarla Müslümanların müşterek bir ibadetgahı haline gelmiştir.
Manastır bir Hıristiyan mâbedidir. Kazma ile oyulmuş bir el emeği
mahsulüdür. Mabedin kapısı ve üç penceresi cenuba açılır. Sol taraf dağdır.
Mabed; yanlarında tonoz kubbeli birer dehlizi bulunan dört; dörder köşeli büyük
sütun üzerinde yükselen bir ana kubbe şeklinde oyulmuştur. Doğu tarafındaki
mihrabı ve vaftis yeri yarım kubbe halindedir. Mihrabın sağında ve solunda
önleri açık küçük hücreler görülür. Son sütuna Yunanca bir kitabe
hâkkedilmiştir. Kazma işleri mâbede çekici bir durum sağlamıştır. Manastırda
kazıldığı tarihi gösteren bir kitabe yoktur. Mabedin önünde kırık pehle taşında
yunanca bir kitabe parçası vardır. Bu taşın buradan KONYA Müzesi’ne nakledilen
Emir Aslan'ın Selçuk tarzındaki mezar taşının kaidesi olduğunu tahmin ediyoruz.
Mâbedin sağında ve solunda pencereli, raflı tek ve iki katlı oyma taş hücreler
vardır. Bunlardan altısı sağlamdır. Yedisinin ön kısımları çökmüş ve
yıkılmıştır. Mâbedin kıble tarafında aynı şekilde dağa oyulmuş bir küçük kilise
daha vardır. Mâbedin önünde ve alçakta kısmen dağa oyulmuş kısmen taşla
yapılmış üçüncü bir mâbed de hâlâ ayaktadır.’’ (Konyalı 1997: 1087)
Hakkında
birçok hikâye ve efsaneden bahsedilen ve uzun yıllardan beri askerî alan
içerisinde yer aldığı için pek fazla kişi tarafından bilinmeyen Akmanastır’ın Rumca
kitâbesine göre Spilaiotissa, yani Mağara Meryemi’ne ithaf edilmiş ve kayalara
oyulmuş büyük bir kilise, altı veya yedi şapel, keşiş hücreleri ve toprak
seviyesinin altında Aziz Khariton’un bir mucize eseri ortaya çıkardığı bir
kutsal kuyu, ayazma (kutsal
su kaynağı), çeşitli mekânlar ile bir podyum bulunmaktadır. Manastır’ın XX.
yüzyıl başlarında harap bir halde olduğu ve her yıl 28 Eylül’de kutlanan
Khariton Yortusu’nda Ortodokslar tarafından ziyaret edildiği çeşitli seyyahlar
tarafından anlatılmaktadır (Mimiroğlu, 2010: 86-87).
Bölgede
en önemli dini merkez olan manastırın iki kitabesinden anlaşıldığı kadarı ile
1067 ve 1289 yıllarında onarım geçirmiştir. İkinci onarım, Sultan Mesut
dönemindedir. Ana kilisenin IX. veya X. yüzyıllara tarihlendirilmesi,
manastırın zaman içerisinde geliştiğini göstermektedir (Mimiroğlu, 2010: 86).
Tarihi
süreçte Hristiyan alemi, İslam alemi ve özellikle Mevlevilik için önem arz eden
bu Manastır 1998 yılında "Korunması Gerekli Kültür Varlığı"
olarak tescil edilmiştir (AA. Erişim Tarihi: 09.12.2025).
SEYAHATNAMELERDE
AKMANASTIR
Bu
Manastır Konya’ya gelen seyyahlarında dikkatini çekmiştir. Akmanastır sırası
ile IV. Kyrillos (XIX. yy.), W. M. Ramsay ile G. Bell (1905), F. W. Hasluck
(1911) ile S. Eyice (1964) tarafından incelenmiş, N. S Rizos, J. R. S.
Streett’de birer kitap yayınlamıştır.
Sille
bölgesini ilk anlatan Carsten Niebuhr'dur. 1766 yılında yapılan ziyaretin
anlatıldığı ‘‘Reisebechreibung nach Arabien und Andenı Um- liegenden
Landern’’ adlı yayında Niebuhr, çok kısa bir şekilde Akmanastır'dan
bahseder. Alman seyyah Niebuhr, Aralık 1766’da yaptığı ziyarette manastırı
şöyle tasvir eder: “Konya yakınında bir dağda hâlâ meskûn ve kilisesi ile
muhtelif hücreleri kayadan oyulmuş bir Rum manastırına rastlanır.” (Eyice 1966: 135).
Hristiyan
devri arkeolojisi bakımından Anadolu’yu en iyi tanıyan arkeologlardan biri olan
William Mitchell Ramsay, Akmanastır hakkında bilgi verirken manastıra
Müslümanlarca da önem verildiğini, kompleksin içinde küçük bir de cami
bulunduğunu bildirir: “Bu manastır, şehrin beş mil kadar kuzeybatısında
ve St. Philip (Takkeli Dağ) dağının hemen dibinde, kayalık dar bir vadi
içindedir. St. Chariton Manastırı vadinin kuzey tarafındaki dik bir uçurumun
altında olup, Müslümanlarca da kutsal sayılmaktadır. Ortasında bir mescit
bulunmaktadır.’’ demektedir. Ramsay, bu camiye Mevlevi dervişlerinin
başı olan Çelebi Efendi’nin her yıl zeytinyağı vakfettiğini yazmıştır.
Müslümanların bu manastıra saygı duyduğunu yazan Prof. Dr. Semavi Eyice, bu
saygının çelebilerden Celalettin Efendi’nin oğlunun manastır civarındaki
uçurumdan düşerken Aziz Khariton tarafından kurtarılmasına bağlamaktadır (Eyice
1966: 136).
Bölge
ile ilgili ikinci seyahatname, İstanbul patriği olan Kyrillos'a aittir. 1815
yılında İstanbul'da Yunanca olarak basılan yayında Niebuhr gibi, sadece
Akmanastır (Hagios Khariton) dan bahsedilerek, kısa bir tanımlama yapılmıştır.
Bir diğer seyahatname A.M. Lebides'in 1899 tarihli ‘‘Ai en monolitois
Monai Kappadokies Kai Lukanias’’ adlı Yunanca yayınıdır. Lebides,
Sille'de bulunan Kriakon Kilisesi ile Aziz Haritanos (Akmanastır)
Manastırı'ndan ve Aya Elena Kilisesi'nden bahsederek, Akmanastır'da bulunan
kitabeleri verir. 1900’lü yılların başında bölgeye gelen G.L.Bell ise, 1906 yılında
yayınlanan "Notes on a Joumey Through Lycaonia and Cilicia Fourth
Ar- ticle" adlı makalesinde uzun bir şekilde Aya Elena'dan ve
Kriakon'dan bahsederek, ayrıntılı bilgi verir. Bölgeyi 1967 yılında Mikroasiatika
Khronika adlı dergide Demetrokalles anlatmıştır. Demetrokalles
Sille'ye verilen çeşitli isimler ile Aya Elena ve Kriakon kilisesinden kısaca
söz etmektedir.
Kapadokya'ya
dair bir kitap yazmış olan N. S Rizos ve yine Ak Manastır'dan bahseden J. R. S.
Streett de bu konu ile meşgul olmuş ve birer kitap yayınlamışlardır. Rizos ve
Street, bu Manastır’ın Türkler tarafından da saygı gördüğünü bildirmişlerdir (Doğan,
2007).
Yine
Belke ve Restle'nin Tabula Imperii Byzantini adlı seri yayının, 4. cildi olan "Galatien
and Lykaonien" adlı yayında Sille ve Akmanastır’dan bahsetmektedir (Danık,
1997:177-192).
SULTAN
I. ALAEDDİN'İN KAYINPEDERİ VE BİZANS İMPARATORLUĞU’NUN SOYUNDAN GELENLER
AKMANASTIR’DAKİ MEZARLIKTA MI?
Akmanastır’ı
ziyaret eden seyyahların anlatımlarında ve bazı tarihi kaynaklarda burada bir
mezarlık bulunduğu ve bu mezarlıkta sanduka biçiminde mezarlar, bunlara ait
kitabeler olduğundan, Bizans İmparatorluğu soyundan kimselerin ve hatta Sultan
I. Alaeddin'in kayınpederinin mezarlarının burada olduğundan bahsedilmekte,
bazı araştırmacılarda bu konuda farklı görüşler ileri sürmektedir.
İ.
Hakkı Konyalı, bu Manastır’da zaman zaman yapılan kazılardan Manastır’ın güney
tarafındaki tepenin Hristiyan Mezarlığı olduğunun anlaşıldığını, avluda ise
sandukalar bulunduğunu ifade etmekte ve ‘‘Sultan 1. Alaeddin'in
Kayınpederi’ Eski Kalanoros (Alanya) (Aláiye Beyi) Tekfuru Hıristiyan Kirvard
(Kyr Vard) (Eger Müslüman Olmadıysa) bu manastırda gömülü olması tahmin
edilebilir.’’ şeklinde bir ifadede bulunmaktadır. Konyalı ayrıca, ‘‘Bu
Manastır’ın içine Selçuk devletinde hizmet alan emirlerin de gömüldükleri bazı
mezar taşı kitabelerinden anlaşılmaktadır.’’ demektedir.
Konyalı;
‘‘Sultan Alaeddin Alaıye'vi alırken Kirvard kalenin anahtarı ile beraber
kızını da hükümdara şenliği ile beraber düğün de yapılmıştı. Sonra Mahperi-Hand
hatun adını alan bu kadın Kayseri'deki türbesinde gömülüdür. Kalenin beyi
Kirvard da Konya Akşehri'nde oturmaya memur edilmişti. Akşehir adlı kitabımı
yazarken bunun mezarını, türbesini aradım, bulamadım. Tarihi kaynaklarda da bir
işaret yoktur. Konya'da kendi adını taşıyan bir köy bulunduğuna göre kızı
Mahperi Hatun'un ve torunu Keyhüsrev'in şefaatları ile sürgün hayatından af
edilerek başkentte yerleşmiş ve bazı vakıflar tesis etmiş olması da
muhtemeldir.’’ demektedir (Konyalı,1997: 1087-1089).
Daha
önce Manastır’ın avlusunda bulunan ve Selçuklu sandukaları biçiminde olan bir
mezarın üstündeki kitâbede, burasının, 1297’de ölen Bizans imparatorları
soyundan Ioannes Komnenos Mavrozomes’in torunu ve Ioannes Komnenos’un oğluna
ait bir mezar olduğu yazılıdır. Bazı araştırmacılar (Hasluck) ölünün adını
Mikhael Emîr Arslanes olarak okumuşlar, bazıları (Wittek) ise Mikhael Amiras
Olanes şeklinde açıklamışlardır. Bu sonuncu çözümü daha sonra değiştiren
Wittek, Amiras Olanes (Emîr oğlanı veya oğlu) şeklindeki açıklamanın doğru
olmayıp bunu “Emîr’in arslan oğlu” şeklinde anlamanın daha doğru olacağını
ileri sürmüştür. Şimdi Konya Müzesi’nde bulunan bu mezar taşının, Bizans
imparator soyundan olduğu halde Selçuklu hizmetine giren ve hayatının sonunda
Akmanastır’a keşiş olarak çekilen Emîr Ioannes Komnenos’un yine Hristiyan
olarak ölen oğluna ait olduğu kesindir (Eyice 1989: TDV, İslam Ansiklopedisi
281-282).
İbn
Bîbî’nin Selçuklular tarihinde, Sultan Alâeddin Keykubad’a (1219-1237) karşı
bir komployu haber verdiği için kendisine beylerbeylik verilen ve hükümdarın
sadık bendelerinden olan bir Emîr Komnenos’tan bahsedilir. Akmanastır’a 1297’de
defnedilen Mikhael, Sultan Gıyâseddin Keyhusrev’in (1192-1196) Bizans’a sığındığı
sırada yanında misafir olup kızıyla evlendiği ve sonra beraberinde Konya’ya
getirdiği kayınbabası Mavrozomes’in ailesine mensup bir kişidir. Yani bu mezar
meşhur Mavrozomes veya Komnenos’a ait değil, sadece onların Hristiyan olarak
ölmüş bir torunlarına aittir (Eyice 1989: TDV, İslam Ansiklopedisi 281-282).
Önce
Sille’ye sonrada Konya Müzesi’ne taşınan bir başka mezar taşı, 1301’de ölen
Nikollaos oğlu Abraam’a ait mezar taşlarına bakıldığında Akmanastır’ın Selçuklu
devrinde büyük bir Hıristiyanlık merkezi olduğu ve hatta Türkler’in hizmetine
girmiş, ancak dinlerini muhafaza etmiş Bizanslılar’ın burada gömüldükleri
anlaşılmaktadır (Eyice 1989: TDV, İslam Ansiklopedisi 281-282).
EFSANEYE
GÖRE YARDAN (UÇURUMDAN) DÜŞEN HZ. MEVLÂNA’NIN OĞLU AZİZ KHARİTON TARAFINDAN
KURTARILMIŞTIR
Bu
manastır Müslüman halk tarafından da önemli olduğu kaynaklarda
bildirilmektedir. Anlatılanlara ya da efsaneye göre bu manastırın bulunduğu
tepedeki uçurumdan düşen Hz. Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled, Aziz Khariton
olduğuna inanılan bir kişi tarafından mucizevî bir şekilde kurtarılmıştır. Bu
kerametten dolayı Manastırda bir mescit yapılmış, her yıl Mevlevi dervişlerinin
başı olan çelebi efendi tarafından burası ziyaret edilmiş ve bir gece ibadetle
geçirilmiştir. Ayrıca Çelebi Efendi, her yıl buraya zeytinyağı vakfetmiş,
manastır kandillerinin zeytinyağı ihtiyacını karşılamaya başlamıştır.
F.
Hasluk ‘Bektaşilik Tetkikleri’ adlı kitabında bu manastır hakkında
şunları yazar: Manastıra memur Hristiyanlar bunun mevcudiyetini şöyle bir
menkıbe ile izah ederler: ‘‘Celâleddin'in oğlu manastırın üst yanındaki yardan
düşmüş ve esrar engiz bir pir tarafından tehlikeden kurtarılmıştır ki bu zat
sonra kilisedeki tasvir sayesinde AYON HARITON olmak üzere teşhis edilmiştir.
Bu keramet el'an Celâleddin'in halifeleri tarafından Mevlevi tarikatinin reisi
daima müessisin sülalesindendir. Her sene bir miktar kandil yağı hediye
getirilmek sureti ile tezekkür edilmekte ve bundan maada Çelebi tarafından
sanede bir gece bu mescidde ibâdet edilmektedir.’’ (Konyalı 1997:1085).
AKMANASTIR’IN
TÜRK TASAVVUFUNDAKİ ÖZEL YERİ VE HZ. MEVLÂNÂ’NIN SIKLIKLA ZİYARET ETMESİ
Kaynaklarda
Akmanastır’da da bir ayazma olduğu, ancak günümüze kadar ulaşmadığından
bahsedilmektedir. Ayazma, şifalı olduğuna inanılıp kutsallık atfedilmiş su
kaynağı ve üzerine inşa edilen kaynak, pınar ya da kuyunun olduğu yapıdır. Özellikle
Anadolu'daki Ortodoks Rumlar,
çeşitli yerlerdeki su kaynaklarına bir aziz veya azizenin adını vermişlerdir ve
bu suların, onun manevi gücü sayesinde insanlara şifa sağladıklarına
inanılmıştır. İ Hakkı Konyalı Manastır’a çıkarken vadinin solunda oyulmuş bir
ayazmanın olduğunu, sekiz -on taş basamaklı merdivenle inilen bu yerin muhtelif
yerlerinden sızan ve damlayan suyun ortadaki çukura toplandığını, suyun bol
olduğu zamanlarda buranın bir sarnıç halini aldığını ve ayazmanın üst kısmına
kısmen tabii taşa oyulmuş, kısmen harçlı taşla yapılmış tırnaklara ahşap bir
kısım oturtulduğunu, buradaki bir ağızdan su çekildiğini belirterek, buranın
yıkıldığını belirtmektedir (Konyalı,1997: 1087). Bazı kaynaklar Mevlânâ’nın bu
ayazmada itikâfa çekildiğini bildirmektedir.
Akmanastır’ın
Türk Tasavvufundaki Özel Yeri
Bu
manastırın Türk tasavvuf tarihinde de ayrı bir yeri vardır. İ. Hakkı Konyalı, ‘‘Mevlâna
Celâleddin-i Rumi Hazretleri yedi gün buradaka Ayazma’da itikafa
çekilmişlerdi.’’ demektedir. Ahmed Eflâkî’nin Menâḳıbü’l-ʿârifîn’inde
anlatıldığına göre; "Deyr-i Eflatun Manastırı (Eflatun Manastırı)’nın
baş papazı, bütün papaz ileri gelenlerinden yaşlı ve engin bilgili bir adamdı.
İstanbul, Frenk Sis, Canik daha başka vilayetlerden kendi dinlerinin ilimlerini
öğrenmek için ona gelir, ondan din ahkamını öğrenirlerdi. İşte bu başpapaz
hikaye etti ki; ‘‘Mevlânâ bir gün bir dağın eteğinde bulunan bu Deyr-i
Eflatun'a gelmişti. Soğuk su çıkan mağaranın dibine kadar gitti. Ben de
mağaranın dışında durmuş ne olacak diye bakıyordum. Mevlânâ yedi gün, yedi gece
o soğuk su içinde oturdu. Ondan sonra kendisinden geçmiş bir halde dışarı çıkıp
yola koyuldu. Gerçekten onun mübarek vücudunda hiçbir değişiklik
olmamıştı." (Konyalı,1997: 1089).
Yine
Eflâkî’ye göre, Mevlânâ’nın torunu Ulu Ârif Çelebi de arkadaşları ile
Akmanastır’a gelir, çok bilgili ihtiyar başrahip ile sohbet edermiş. Bir gün
başrahip onlara Mevlânâ’nın kerametlerini anlatarak “... Onun candan bir
kulu olduğunu ...” söylemiş ve İslâm dininin yüceliğini gösteren bir
menkıbesini anlatmıştı. Mevlânâ’nın içinde itikâfa çekildiği bu ayazma Selçuklu
devrinde Müslümanlar tarafından ziyaret yeri haline geldiğinden, manastırda bir
de mescid yapılmış ve buraya vakıflar bağışlanmıştı.
Manastır,
Kurtuluş Savaşı’na kadar Rumlar tarafından yaşatılmış, 1923’te boşaltıldıktan
sonra hızla harap olmuş, önündeki ek binaları yıkılıp ortadan kaldırılmış,
sadece kaya içine oyulmuş kilisesi, bir şapeli ve bazı hücreleriyle içinde su
bulunan kuyu kalmıştır (Eyice 1989: TDV, İslam Ansiklopedisi 281-282).
Bu
bilgiler ışığında kuruluş döneminde bölgenin Bizans egemenliği altında olduğu
dikkate alındığında Ak Manastır’ın Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi
bağlamında önemli bir manastır merkezi olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç
olarak şunu ifade etmek gerekir ki; birçok batılı seyyah tarafından tanınan batı
dünyasındaki adı Hagios Khariton Manastırı adıyla anılan Akmanastır,
Aya Elenia Kilisesi gibi gerekli düzenlemelerin yapılarak ziyarete açılması
özellikle inanç turizmine, ülke ve Konya turizmine büyük katkılar
sağlayacaktır.
KAYNAKLAR:
BEĒS,
N. Athanasiou. (1922) .Die Inschriftenaufzeichnung des Kodex Sinaiticus und
die Maria-Spiläotissa-Klosterkirche bei Sille, Berlin
DANİK,
Ertuğrul (1997). Konya, Sille’deki Aya Elena
Kilisesi, Türk Etnografya Dergisi, sayı: 20, s. 177-192
DOĞAN
.M. SABRİ (2007). https://konyamiz.blogspot.com/2007/07/sillenin-efsanelere-konu-olan-eflatun.html (Erişim Tarihi:
20.12.2025).
Eflâkî, Ahmed
(1964) Menâkıbü’l-ârifîn, Âriflerin Menkıbeleri (nşr. Tahsin
Yazıcı), 1976, Ankara. I, 294, 551. a.mlf., Âriflerin Menkıbeleri (trc.
Tahsin Yazıcı), İstanbul s. 284, 533.
EYİCE,
Semavi., (1966). "Konya ile Sille Arasında Ak Manastır, Menakıb
Al-Arifindeki Deyr-i Eflatun", Şarkiyat Mecmuası, S. 6, , s. 135-160.
EYİCE,
Semavi (1967). “Akmanastır (S. Chariton) in der Nähe von Konya”, Polychordia-Festschrift
Franz Dölger, Amsterdam II, 162-183.
EYİCE,
Semavi (1989). Ak Manastır. TDV, İslam Ansiklopedisi (1989) Cilt:2: s.281-282.
İstanbul (Erişim Tarihi: 08.12.2025)
HACIGÖKMEN,Mehmet Ali
(2017), Manuel Mavrozomes ve Türkiye Selçuklu Devletine Hizmeti
Tarihin Peşinde Uluslararası Tarih Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi‐
Sayı: 18 Sayfa: 249‐265
KONYALI,
İbrahim Hakkı (1997). Konya Tarihi, Konya Büyükşehir Belediyesi Yayınları,
s:1083-1090. Burak Matbaası, Ankara
MİMİROĞLU,
İlker Mete (2010) Ak Manastır. Konya Ansiklopedisi Cilt-1 Seri: A. 86-87 Konya
Büyükşehir Bld. Yay. Erman Ofset. Konya.
WEB
KAYNAKLARI
https://www.konyapedia.com/makale/280/ak-manastir
(AA. Erişim Tarihi: 09.12.2025).
https://www.pusulahaber.com.tr/ak-manastir-1810706h.htm
https://islamansiklopedisi.org.tr/akmanastir https://web.archive.org/web/20230130110815/https://www.historystudies.net/dergi/tar201512ce463.pdf
https://www.google.com/search?sca_esv=ad5d78fe25a26ce1&q=Ayazma+Ne+Demek+TDK&sa=X&ved=2ahUKEwjWosab7e-QAxWzS_EDHb5CAl4Q1QJ6BAhcEAE&biw=1536&bih=703&dpr=1.25
Yazı Ve Fotoğraf
Mustafa AKGÖL / Gazeteci - Yazar